Prof. Dr. Naci Görür’e göre; Erzincan ile Karlıova arası, İstanbul, Biga Yarımadası, Maraş Türkoğlu ve Amanoslar tetikte…

single-image


"KULAKLARINIZI BİLİME TIKAYIP, GÖZLERİNİZİ RANTA AÇMAYIN" DESEKTE FAYDA ETMEZ BİLİRİZ AMMA...

Yinede tarihe bir not düşmek gerek...

Bülent Karagöz...

Deprem hazırlığı ile ilgili verilen önergeyi reddedenleri yargılamayan bir toplum...

Uyaran bilim adamlarını dinlemeyen ama Allah'la konuştum gelen depremi başka yere gönderdim diyen, güya Cebrail'i döven şeyhler ve şıhlara onların vakıflarına verilen desteğe ise dinin bir gereği olarak bakmak, onları devlet içinde kadrolaştırmak ve işte böylece bilimi yok saymak...

Milli Eğitimde bilimsel eğitimi terk etmek hurafelerle yaşayan ve onlara inanan toplum yaratmak...

Elbette niteliksiz eğitimin ve gericiliğin bu kadar yaygınlaştırılmasının bir nedeni var...

Kadere inanacaksın, açlık, yoksulluk, hastalık ve ölüm kader diyeceksin...

Her türlü ahlaksızlığın normalleşmesi, bir yağma düzeninin varlığını sürdürmesi gerek...

Devlet kaynaklarının ne olduğunu sorgulamayan bir toplum yaratmak gerek...

Deprem için toplanan paraları ne yaptınız diye sormak yakında vatana ihanet ile eşdeğer tutulursa şaşırmayın..

Bunun hesabını veremeyenler, depremi fırsat bilip hemen yardım talep ediyorlar...

Topladığınız paralar nerelere gitti kardeşim?

Cevap yok, siz para verin vatandaşlık görevinizi yapın yeter...

Kızılay yöneticilerinin aldıkları maaşlara ve yaşam şekline, kimlerin akrabaları olduklarına bir bakmak gerek ki,bu dejenerasyonun en güzel örneğidir...

Peki ya, Deniz fenerinden şaibeli adam neden korunur ve ödüllendirilir?

Toplumsal dejenerasyon dedikleri bu olsa gerek...

Bilimi boş ver şeyh ne derse odur... Onlar para ve menfaat kokusunu iyi alır, çıkarları ise hep kutsaldır...

Deprem nedenini kot giyen kadına bağlayan kendilerine Allah dostu diyen, her şeyi bilen, Cebraili döven şeyh ve şıh hazretleri o kadar kerametlerine rağmen nedense depremi haber vermezler?....

Cehaletin bu kadar yükseltilmesinin bedelini insanlar canlarıyla ödüyor...

Yıllardır toplanan deprem vergileri ile riskli alanlardaki yerleşim birimleri değiştirilebilirdi...

Elazığ depremi için 4 yıl önce verilen önerge reddedilmeseydi, hakkaniyetli bir çalışma yapılsaydı onlarca yurttaşımız ölmeyecekti...

Bilim uyarıyor ve her zaman bilim haklıdır...

Yağmacılar, talancılar, devleti sömürenler, ihaleciler öyle bir yerleşmiş ki kurumlara, ne var ne yok sağılıyor, bir yerlere aktarılıyor, buharlaştırılıyor...

Yani bugün halk acı çekiyor, halk ölümle yüz yüze, halk yoksul ve şeyhler, şıhlar bir elleri yağda, bir elleri balda cennet pazarlıyorlar halka...

İnsanlar intihar ediyor, insanlar işsiz ve mutsuz, insanların dayanacak takatı kalmadı...

Bilim uyarıyor ama kimse dinlemiyor, lale ekenleri, din ticareti yapanları alkışlamaya devam...

Tabi bu sadece küçük bir örnek, yağma her yerde, dejenerasyon her yerde...

Bir Tv programında tüm yalınlığıyla açıkladı bilim insanı...

Sadece Lale ekmeye harcanan paralar tüm bilim projelerinin alt yapısını oluşturmaya yeter de artar...

İşte bu ülkede bilime verilen değer... Oysa o laleler hayat kurtarmıyor, karın doyurmuyor...Ama birilerine rant kaynağı oluyor...

Cehaletin, açlığın ve yoksulluğun hakim olduğu bir ülkede tüm bilimsel çalışmaların maliyetini karşılayacak laleyi ekmezseniz ölmezsiniz ama bilimi dinlemezseniz ölürsünüz...

Hoş bu halkın yaşamasını çok istediklerini de düşünmüyorum ya...

Yoksa bilim ve bilim insanları bu kadar ayaklar altına alınır mıydı?... Ülkede tüm değerler yağmalanıp, yok edilir miydi?


Konu ile ilgili olarak bilim insanlarının uyarıları ise şöyle....


Elazığ depremi, Türkiye’nin deprem ülkesi olduğunu bir kez daha hatırlattı. Prof. Dr. Naci Görür’e göre; Erzincan ile Karlıova arası, İstanbul, Biga Yarımadası, Maraş Türkoğlu ve Amanoslar tetikte…

UZUN ZAMAN DEPREM OLMAYAN YERLER TEHLİKELİ OLUR

- Kuzey ve güney yönlü gerilme: 3’üncü sistemde Batı Anadolu; Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı boyunca hareket ettiği için, Batı Anadolu’da kuzey ve güney yönlü gerilme meydana geliyor. Buna bağlı olarak Orta Anadolu’nun graben sistemleri doğu-batı yönlü fayları meydana geliyor.

- Bingöl Karlıova’da bileşiyor: Bunlar Türkiye’nin jeolojik yapısı, yani deprem bölgeleri... Doğu Anadolu’da bu tektonik hareketler neticesinde zaman zaman depremler meydana geliyor, mesela Van Depremi gibi. Kuzey Anadolu Fayı ile Doğu Anadolu Fayı, Bingöl Karlıova’da birleşip çatal yapıyor. Şimdi bu faylar boyunca olan bütün yerleşim alanlarında depremler meydana gelebilir. Kuzey Anadolu Fayı, Karlıova’dan başlayıp Marmara Denizi’ne kadar geliyor. Bunun etrafında bulunan bütün yerleşim alanlarında deprem olabilir. Aynı şekilde 600 kilometrelik Doğu Anadolu Fayı, Karlıova’dan başlayıp İskenderun Körfezi’ne uzanıyor. Bunun üzerinde de depremler olabilir. Anadolu her yıl 2,5 cm batıya doğru hareket ediyor. Batı Anadolu sürekli gerildiği için oralarda da her an deprem olabilir.

- Erzincan ve Karlıova arası tetikte: Uzun zaman önce bir yerde deprem olmuş fakat bundan sonra uzun zamandır deprem gözükmeyen yerler tehlikeli olur. Çünkü bir yerde deprem olduğu zaman, o belli zaman sonra tekerrür eder. Yani deprem olmuş, uzun zaman geçmiş ve hâlâ deprem olmuyorsa biz oradan kuşku duyarız. Bu, orada enerji birikiyor demektir. Günün birinde patlayabilir demek. Bu bilgiden hareketle; Erzincan ve Karlıova arasında Kuzey Anadolu Fayı üzerinde, biz oraya Aksu Fayı diyoruz. Orada deprem olabilir. Ne zaman olur bilemeyiz ama kulağımız tetikte, orayı tehlikeli görüyoruz.

DEPREME KARŞI CİDDİ ARAŞTIRMALAR YOK

- Maraş Türkoğlu’nda meydana gelebilir: Daha önce uyarmıştım, “Elazığ Sivrice’de olabilir demiştim”, orada oldu. Şimdi Doğu Anadolu Fayı üzerinde, mesela Kahramanmaraş’ın güneydoğusu, Türkoğlu civarı orada en son deprem 1513’te olmuş. Sene 2020’ye geldi, daha deprem yok. Zamanında depremin büyüklüğü 7.4, yani orada da olabilir.

- Amanoslardan endişe ediyoruz: Amanoslar ve Hatay civarında, 1823’te deprem olmuş. O tarihten beri bir şey yok. Şimdi oradan endişe ediyoruz.

- Karlıova ve Palu arasından kuşkuluyuz: Keza Karlıova ile Elazığ Palu arası ve Bingöl kesiminden kuşkumuz olabilir.

- İstanbul için ‘deprem geliyorum’ diyor: İstanbul zaten bas bas bağırıyor, bekliyoruz diye… İstanbul derken, Marmara’yı kast ediyorum.

- Biga Yarımadası’nda küçük depremler: Bursa taraflarının bulunduğu yerlerde, büyük ölçüde 99 depremleri ile enerji boşaldı, stres azaldı. Fakat Biga Yarımadası üzerinde, bu kuzey Anadolu Fayı’nın güney koluna bağlı olarak bazı küçük depremler olabilir. İzmir bölgesi de olabilir. Dolayısıyla bunlar kuşkulandığımız hususlar ama her tarafı, tekerrür periyodu bilinmiyor. Uzun süreli ve ciddi araştırmalar da yok, bizim bilmediğimiz, söylemediğimiz yerlerde de deprem olabilir.

DEPREMDEN ÖNCE HAREKETE GEÇİLMELİ

Prof. Dr. Görür, alınması gereken önlemlere değindi. Faylar üzerinde ciddi araştırılmalar yapılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Görür, şöyle konuştu: “Devlet bir şeyler yapıyor. Deprem olduğu dönem devlet diyor ki, ‘Gideriz her türlü destek veririz, göçükten kurtarırız, bina yaparız’, bu afet yönetimidir. Bunun zaten yapılması gerek. İnsanlar depremde yerin altında kalmış, kim yardım etmez ki? Devlet bütün planlarını bunun üzerine yapmaz, ‘Hele bir afet olsun, Allah büyüktür’ gibi bir yaklaşım doğru değil.”

Prof. Dr. Görür, “Devletin MTA’sı var, organları var” dedi ve ekledi: “AFAD’ın yer bilimi araştırması yok. AFAD, sismik ağı yönetiyor. Şimdi belli üniversitelere proje ve görev vererek bütün faylarda çok ciddi araştırmalar yapıp, her ayın özelliğini, niteliğini ve deprem tekerrür periyotunun araştırılması gerekiyor. Bu desteklemesi gerekir. TÜBİTAK ile DPT ile yapabilir, yasa çıkartır, destekler. Bütün bunları faylar botunca yapar. Sonra oradaki yerleşim alanları, o evler incelenir. Deprem güvenliğine bakılır, öyle durumda yerleşim yerleri dayanır mı ona bakılır. Sonuçta peyder pey fayın özelliklerini bulup tehlikenin boyutunu ortaya koruz yani tehlike analizini yaparız. Bu tehlikeye karşı güvenli yaşam alanlarını oluşturup risk analizi de yaparız. Bu işi bitiririz. Burada çoluğumuz çocuğumuz yaşayacak. Önemli olan bölgelerde önceden çalışmalar yapıp durumu afet olursa vereceği zararı tespit edersin şimdiden afet gelmeden başlarsın çalışmalara. Biz buna risk yönetimi diyoruz.”

YÖNETMELİK UYGULANMADI

Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan, ülkenin yüzde 64’ünün birinci derece deprem bölgesinde yer aldığına dikkat çekti: “Binaların yasanın öngördüğü şekilde incelenip yapılması, depremleri ölümcül olmaktan çıkarır. Elazığ’da yaklaşık 150 bin yapı var. Bu yapılardan sadece 76’sının yıkılması, 6,8’lik bir depremde Türkiye standartlarına göre az olarak görülüyor. Ama bu sıfır da olabilirdi. 2007’de bir deprem yönetmeliği çıkarıldı. Kentsel dönüşüm ilan edildi ama dönüşüm yaygın olarak uygulanmadı. Yıkılan yapılara baktığımda eski yapılar... Demek ki Elazığ’daki yapılar taransa, bunlardan kötüleri belirlenip yeniden yapılsa belki 6,8’lik depremi yıkımsız görecektik.”

EĞİTİMLER TEKRARLANMALI

Jeofizik Uzmanı Dr. Oğuz Gündoğdu, şu değerlendirmede bulundu: “İstanbul ve Marmara Bölgesi, Kuzey Anadolu Fayı’nın tehdidi altında… 99’dan sonra İstanbul’a doğru dürüst bir şey yapamadık. Tüm binaların elden geçirilmesi, sağlıksız olanların yıkılması ve eğitimlerin tekrarlanması gerek. 2’nci tehdit ise Elazığ’da 6,8’lik depremin yarattığı tehdit. Bu, Doğu Anadolu Fay zonunda oluşan deprem. Bu büyükçe bir deprem ve aktivite ettiği fayların, tekrar hayata geçirilmesi söz konusu…” Dr. Gündoğdu, alınması gereken önlemler için ise şöyle dedi: “Burada belediye veya hükümetin bu işe önder olması lazım. Kentsel dönüşüm yapıldığı zaman halkın durumu belli. Devlet desteğiyle yapılmalı.”

Odatv.com

ilginizi Çekebilir